Kadri Görkem Aka - Blog

Kadri Görkem Aka - Blog

Anasayfa ---- Blog ---- Hikayeler ---- Dükkan

Belleville Tacı

23 Haziran 2020

Bugün, sizlere güzel bir haber vermek isterim. Ancak bundan önce, sanırım söylemem gereken birkaç şey var. Edebiyat denen, aydınlık olduğu kadar karanlık sanata olan bağlılığım malumunuzdur. Pek de güzel bir sanattır değil mi edebiyat? Anlattıkları hikayelerden daha fazlasını anlatan hikayeler anlatmak. Önemi de hayatımızdaki yeri de hissettiğimizden daha büyüktür bu hikayelerin. Zira uğruna şavaşılacak değerlerden, hatalardan alınacak derslerden, sevgiden, nefretten, acı ve sevinçten bahsederler bize. Fark etmez; gerçek de olabilirler, kurgu da.

Yazdığım hikayelerdeki her bir karakterimin yeri ayrıdır. Tanıştığımız zamana göre, kimini eski, kimini yeni dostlarım olarak sayarım. Bazıları artık aileden sayılır sanırım. Her biriyle farklı zamanlarda, hayatımın farklı dönemlerinde tanıştım. Hepsinin kendi hayalleri, amaçları, korkuları vardı, hala var. Bunların peşlerinden gitme, bunlarla baş etme şekilleriyle de beni hep gururlandırıyorlar. Onların hikayelerini, bu karakterleri "yazdığımı" söylemeyi hep bencilce buldum. Bence bu işin içinde bundan daha öte, daha hassas birşey var. Bana hep, ben onları yazdım değil de, beni onlar seçti gibi gelmiştir. Bana hikayelerini anlatma, yazma onurunu bahşettiler. Benim omuzlarımda onların hikayelerini doğru anlatmanın sorumluluğu var.

Bu başlarda daha hafif bir sorumluluktu. Hikayelerim yayımlanmaya başladıktan sonra ise değişti; büyüdü. Zira ben onları bütünüyle tanıyordum, ama yayımlanan hikayelerimi okuyanlar onlarla yeni tanışacak ve onlar hakkında hikayede okudukları kadarını bileceklerdi. Hikayelerini anlatmam yeterli değildi, doğru anlatmalıydım, onların beni gururlandırdığı gibi, ben de onları onurlandırmalıydım. Ve biz de öyle yapmaya gayret ettik.

Önce kısa hikayelerim vardı yayımlanan. Mesela Indispensable'da, bir tren hostesi olan Selma'nın yaşamakta olduğu varoluşsal krizden bahsettik. Selma, benden hissetmekte olduğu en hassas duygularını bile saklamadı, ben de onun derdini ve sonunda hislerindeki karmaşaya bulduğu çözümü, bir hypertext halinde, en samimi şekilde anlatmaya çalıştım. Kırmızı Kalem'de, bir dördüncü sınıf öğrencisi, sınıfında kırmızı kalem saplanarak öldürülmüş bir hamster bulunca, içindeki adalet duygusunu keşfedip, dedektifliğe soyundu. İçinde uyanan duygunun ne olduğuna, o duygunun kesinliğinin verdiği güçten emin olduğu kadar emin değildi belki bu küçük dedektif. Ben ona, ne hissettiğini söyleyemezdim ama onun hislerini ve bunun ona nasıl cinayet çözdürdüğünü elimden geldiğince doğru anlatmaya çalıştım. Ardından salyangozlar geldi.

Kaybolan arkadaşını arayan küñük salyangoz Toyns'un hikayesi sevimli bir çocuk romanı oldu. "Salyangoz Yolculuğu" sadece küçük yaratıkların (bu arada böcekleri pek severim, bazılarınız bilir), büyük hayatlarının bir hikayesi değil, aynı zamanda arkadaşlık, cesaret, onur ve fedakarlık gibi bazı değerlerin sadece insan ırkının işine geldiği şekilde uydurduğu şeyler olmadığının ve belki de biz insanların, insanlıktan nasibini en az almış tür olduğumuzun hikayesiydi. "Salyangoz Yolculuğu", kendisine birgün yazar deme hayalini taşıyan bana bu sanat ile ilgili de çok şey öğretti, zira bu küçük yaratıkların, büyük macerası iki dilde, dört ülkede, yüzlerce okuyucuya ulaşıverince, ben, bu süreçte, okuyucularımla, kitap sektörüyle ve herşeyden önemlisi sanatın kendisi ile ilgili çok şey öğrendim.

Bunların hepsi getiriyor bizi bugüne. Sizlere duyurmaktan mutluluk duyuyorum ki; ilk uzun kurgu romanım "Belleville Tacı" bu hafta çıkıyor. Profesyonel bisiklet sporunun içinde geçen, zaman zaman duygu yüklü bu macerada, olağanüstü genç bir beyefendi (ve bir o kadar da muhteşem bir bisikletçi) olan Nisan İlkbahar ile tanışacaksınız. Nisan'ın en büyük hayali, zamanının en büyük bisikletçisi ve eski Dünya Şampiyonu olan annesinin kazanmayı en çok istediği ancak Nisan'ın annesine haksızlık yapılarak kazanmasına mani olunduğuna inandığı Tour of Belleville yarışını ve bu yarışın galibine verilen Belleville Tacı'nı kazanmak. Ancak bunu başarabilmek için rakiplerinin, parkurun ve dahil olduğu disfonksiyonel takımın yanında, Nisan'ın bisiklet sporunun karanlık yüzüyle de mücadele etmesi gerekiyor.

Her ne kadar, bisiklet sporu; yarışlarının içinde geçtiği manzaralarşn ilahi güzelliği ve ona kalbini veren insanlara, hayal ettikleri zaferleri sadece çekmeye hazır oldukları acıların bedeliyle verme huyuyla kendi başına da son derece şairane olsa bile, "Belleville Tacı" sadece bir yarış hikayesi değil. Zira insanların gittikçe yozlaştığı günümüz dünyasında, bir nokta geliyor ki, insanlık ve ahlaktaki bu çöküşün bir parçası olmayı reddedenlerin, sadece bu yozlaşmaya dahil olmamaları yetmeyip, bununla savaşmaya başlamaları gerekiyor. Ve "Belleville Tacı", Tour of Belleville'de, kendisini bir zaferden çok daha fazlası için yarışırken bulacak olan Nisan İlkbahar'ın bu eşiği geçişinin hikayesi.

Bugün, benim için, uzun zamandır devam eden bir maceranın, yeni bir aşamaya geldiği noktayı temsil ediyor. Nisan İlkbahar'ın güvenini boşa çıkarmayıp, hikayesini, elimden gelen en güzel şekilde anlatmaya gayret ettim ve onunla ilgili yazdığım her cümleden keyif aldım. Bu uzun yazımı, bu noktaya kadar okuduysanız eğer, sizin de okumak denen o güzel eylem ile aranızın iyi olduğu kesin. Eğer, Belleville Tacı'nı da okumak isterseniz, bu linkten sitemin dükkan kısmına ulaşabilir ve burada, kitaba ulaşabileceğiniz bazı kanalları bulabilirsiniz. Kitabın, online satışları başladı, ancak dağıtılması, mağazalarda, kitapçılarda yerini alması biraz daha zaman alacaktır.

Hepinize, bu yazmımı okumaya ayırdığınız zaman için teşekkür ediyor, en kısa zamanda Nisan İlkbahar ile tanışmanızı ve Belleville Tacı'nın hoşunuza gitmesini temenni ediyorum.

Sevgilerimle...

Kadri Görkem Aka









Anasayfaya Dön

Blog Arşivi
Cehennemde Güzel Bir Gün: Paris-Roubaix - 1 Ekim 2021
Belleville Tacı - 23 Haziran 2020

© Kadri Görkem Aka 2020