Kadri Görkem Aka - Otobüs

Kadri Görkem Aka

Anasayfa ---- Blog ---- Hikayeler ---- Dükkan




OTOBÜS


 Sabah saat sekizi biraz geçe, Beşiktaş'tan, Eminönü'ne doğru hareket etmekte bulunan belediye otobüsünde oturmuş dikkatli gözlerle incelemekteydi bu yolun aynı taşıtta bulunan diğer yolcularını. İnceliyordu, tek tek. Gözleri tarıyordu, ah bir görseler aradıklarını. O zaman içinde bulunduğu büyük arayış sonlanacak, ne inanılmaz şeyler olacak, kim bilir ne şahane bir gelecek belirecekti önünde. Belli birşeyi arıyordu arayarak bakmaktan artık yorulmuş gözleri, zihnindeki simasını mümkün olsa çiceklerle süslenmiş çerçevelerde muhafaza edeceği o güzel yüzü bir kez daha görebilmek için on bin otobüsün içini aramak gerekse bile yorulmayacak olsalarda. Arıyordu, zaten epey bir zamandır da aramıştı.


 Bir sene kadar önce, yine bir sabah, aynı bu saatte, işe gitmek için bindiği bu otobüste kapının kenarında duran güzel bir kıza ilişmişti gözleri. Bu yolun yolcuları belliydi, sabahın bu vaktinde daha bir belliydi. Konuşmaz, tanışmaz olsalarda tanırlardı birbirlerini, zira hep aynı kişilerdi. Bazen biri grip falan olur, birkaç gün işe gitmezdi ama kısa süre içinde tekrar eklenirdi aralarına, zaten o kişinin otobüste genelde işgal ettiği yer de boş bırakılırdı, sessizce yapılmış bir mutabakat gereğiymiş gibi. Toplumda biraz medeniyet şart tabii. Bazen de, nadir de olsa, yeni biri eklenirdi aralarına, kalıcı bir eklenti olurdu bu, memleketin dönen çarklarına, ona düşen çarkı döndürmeye gitmek için onlarla aynı otobüsü kullanması icap eden bir kişi daha eklenir, en başta biraz garipsenir, bir müddete alışılırdı. Bu belli kitle hariç bu otobüse, bu saatte inen, binen olmaz, olursa da hoş karşılanmazdı, vurdumduymazlıkla karşılanırdı. Zaten öyleleri tek seferlik tipler olur, bunların yüzünü bir daha kimse görmez, o yüzden de unutulur giderlerdi. İşte her nasıl olduysa bir sene kadar önce bu otobüste, tam da bu saatte görmüştü Onu. Allah'ın, o nasıl bir güzellik, nasıl alımlı bir şahıstı. Bir kot pantolon insana bu kadar mı yakışır, bir at kuyruğu bu kadar mı güzel yapılır, tavandaki o tutunma halkası mıdır nedir işte ona bu kadar zarif nasıl tutunulur inanamamıştı. Yol boyunca izlemişti onu, uzun uzun, ah bir de kız da dönüp, ona gülümsemişti ya. Al işte, daha ne olsun. Yalnız kızı o kadar güzel, o kadar uzun izlemişti ki, aklını başına toplayana kadar durağı gelivermiş, nasıl bir gaflet olduysa inivermişti. Nasılsa yarın yine görür, tanışırım diye.


 Hah tabii, nah tanışırsın. Kız, malum otobüsün zimmetli yolcularına ekleneceği yerde, o tek seferlik binen, bir daha görülmeyen, hemen unutulan kadrodan çıkmasın mı! Al başına iş. Hemen unutuluyordu değil mi, yok, unutamamıştı bu. O zamandan beri her gün, her sabah. Bak da bak, her durakta, kapı her açıldığında bir heyecan ama nerede, kız yok. Kaç ay geçmişti böyle, Onu bir daha görememişti. Sonra bakmıştı bu iş böyle olmayacak, akşamları da otobüsle dönmeye başlamıştı işten. Eskiden servisle dönerdi. Servis, sabah bunun evinin olduğu taraftan geçmez ama akşam geçerdi, sormuştu bir gün bu niye böyledir diye ama mantıklı bir cevap alamamış, herhalde olayın mantıklı bir sebebi olmadığından da, soruna mantıklı bir çözüm bulunamamış, herşey aynen olduğu gibi kalmıştı. Akşam da biniyordu ya otobüse, ne değişmişti? Hiç. Rastlayamıyordu ona bir daha. Ama bu böyle olacak gibi değil, yanıyordu bizimki. Geceleri hayallerine giriyor, günde elli kere falan gözünün önünde bitiyordu kız. Yatıyordu gece yatağa, hayaller de hayaller. Nerelere götürecekti onu, neler söyleyecek, nasıl güzel bir aşkla sevecekti. Bir de bulabilse.


 Sonra bakmıştı bu iş böyle de olmayacak, öğle arasında da aynı güzergahtan bir daha evine dönüp, hemen tekrar ilk otobüsle işe dönmeye başlamıştı. O da tutmayınca, aynı otobüse başka başka saatlerde binmeye başlamıştı. Sabah bir saat geç biniyor, gün içinde rastgele saatler deniyordu, baktı o da olmayacak başka başka otobüslere binmeye de başlamıştı. Bunlardan bazılarından indiği yerlerde, oradan da başka otobüslere biniyordu. Kız bu şehirde değil miydi sonuçta, elbet rastlayacaktı. Türlü otobüse binmişti, hep arıyordu gözleri içeridekileri; o güzel, o zarif yüzü bir kez daha görebilmek için. Böyle Gebze'ye kadar vardığı da oldu. Rastlayacaktı elbet birgün, biliyordu. Aslında bu durmadan otobüse binme olayı, işini falan da sekteye uğratabilirdi ama günün farklı saatlerinde otobüse binme planını uygulamaya başladıktan sonra kısa süre içerisinde işinden kovulduğu için sorun olmuyordu. Daha iyi olmuştu öyle olması, otobüse binmeye daha çok zaman kalıyordu. Elbet bulacaktı onu, rastlayacaktı yine.


 Aslında bu otobüse binmeleri sırasında en azından yirmi kadarı gözüne gayet güzel gelen, elli kadar da kızla tanışmıştı. Bunlardan hoşuna giden o yirmi kadarının da yarısı falan sanki pek boş gözle bakmamıştı bizimkine ya, olmazdı öyle şey. Aşıktı adam be, elalemin kızlarıyla mı fingirdeyecek! Ne demek, olmaz öyle şey. Erkek adam aldatır mı? Aldatmaz. Sevdiğini karşısında muhatap bulabilme lüksüne sahip olan pekçoklarının yaşadığından çok daha ciddi, çok daha kendini adadığı bir ilişkisi vardı onun. Asla, aklından bile geçirmezdi. Seviyordu. Tenezzül bile etmezdi.


 Sonra bir gün, bir ay kadar önce, yine sabah erken bir saatte, yine eviyle, işi arasındaki güzergahta binmişti otobüse, bir de ne görsün. Aha, işte orada. Duruyor. Oturmuş bu sefer, yer bulmuş. Allah'ım, işte o! "Oğlum" demişti kendi kendisine "işte o mübarek an, sakın yine oyalanıp kaçırma". Hemen gitmiş oturmuştu yanına, tanışmışlardı. Gözde demişti adı. Tuhaf, o söylenişi daha yumuşak bir isimdir diye düşünmüştü, Emel falan gibi mesela. Öyle düşünmüştü, farketmezdi tabii. İyi anlaşmış gibiydiler. İlk randevularına ertesi akşam çıkmışlardı. Bizimki, hayallerinde götürdüğü her bir yere götürmüştü kızı sonraki günlerde. Söylemeyi hayal ettiği her sözü söylemişti. İşin orası öyle de, bir yanlışlık vardı sanki. Kızı götürmüştü sinemaya, hayal ettiği gibi, ama kız romantik film istemesin mi, bu hep komediye giderler diye düşünmüştü. Götürmeyi hayal ettiği yerlere de tek tek götürmüştü kızı; kafeler, restoranlar. Kucağına peçetesini seriyordu yemek yerken kız, o öyle yapar diye düşünmemişti. Hayalinde hep kot pantolon giyse de, bu şimdi etek falanda giyiyordu. Bir de, konsere götürürüm diye hayal etmişti ya, kız rock seviyordu, bizimki hep böyle pop, olmadı elektronik müzik falan diye şey etmişti.


 Bir de saçı niye hep at kuyruğu değildi bunun ya, sanki elmacık kemiklerinin hatlarıda hatırladığından daha mı sertti?


 Sonra anladı ki, o kız, zamanında otobüste görüp aşık olduğu kız değildi. Çünkü hiç benzemiyordu. Siması benziyordu aslında, hem de çok ama benzemiyordu, eğer huyu suyu benzese kesin inanırdı o olduğuna ama benzemiyordu. Zaten öyle kızın ismi Gözde de olmazdı ya, daha yumuşak bir isim olurdu, Emel falan olurdu.


 Neyse işte ayrılmıştı kızdan bizimki, çünkü kesin yani, bu kız, o kız değildi. İşte o yüzden oturuyordu yine otobüste. Sabahın bu saatinde. Rastgelecekti elbet yine ona. Bu şehirde yaşamıyor muydu bu kız? Elbet rastlayacaktı. İcabına, milyon kez binerdi otobüse, bütün otobüslere. Seviyordu adam ya, aşıktı. Elbet rastlayacaktı.








Hikaye Listesine Dön
Anasayfaya Dön

© Kadri Görkem Aka 2021
Bu eserin tüm hakları yazarına aittir. İzinsiz basılamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.